ABD 10 yıllık Hazine tahvil faizi yükseldiğinde Nasdaq-100 bazen sert düşer. Bazen de faiz ile endeks birlikte yükselir. Aradaki farkı anlamak için yalnızca faizin yönüne değil, neden hareket ettiğine bakmak gerekir.
Kısa cevap
Bir hissenin bugünkü fiyatı iki ana tahmine dayanır: Şirket gelecekte ne kadar nakit üretecek ve yatırımcı bu belirsiz nakit için hangi getiriyi isteyecek?
İkinci soruda kullanılan iskonto oranı, gelecekteki parayı bugünün parasına çeviren orandır. Bu oran yükselir ve şirketin beklenen nakit akışı değişmezse bugünkü değer düşer. Nakit akışının daha uzak bir tarihte gelmesi bekleniyorsa bugünkü değer, iskonto oranındaki değişime daha sert tepki verir.
Bu yüzden daha yüksek faiz, gelecekteki büyümeye çok yüksek değer biçilen hisseler üzerinde baskı yaratabilir. Ancak buradan otomatik bir “faiz yükseldi, Nasdaq düşer” kuralı çıkmaz. ABD 10 yıllık tahvil faizi hisse senedinin iskonto oranı değildir. Nasdaq-100 de yalnızca uzak gelecekte kâr üretmesi beklenen teknoloji şirketlerinden oluşan bir portföy değildir.
Buradan çıkan sonuç şu: Faiz artışı, büyüme ve risk haberinden bağımsız biçimde yatırımcıların hisselerden istediği getiriyi yükseltiyorsa ve kâr beklentileri bunu karşılayacak kadar artmıyorsa Nasdaq-100 değerleme baskısı yaşayabilir. Sonucun gücü şirketlerin nakit üretimine, borç yapısına ve endeks ağırlıklarına göre değişir.
Önce “Nasdaq”ı doğru tanımlayalım
Bu rehber Nasdaq-100’ü ele alıyor. Nasdaq’ın resmi metodolojisine göre endeks, Nasdaq’ta işlem gören en büyük 100 finans dışı şirketin performansını ölçüyor ve şirketleri değiştirilmiş piyasa değeri ağırlığıyla taşıyor.
Bu önemli bir ayrım. Endeksin resmi seçim kuralı “teknoloji şirketi olmak”, “yüksek büyüme göstermek” veya “kârın çoğunu uzak gelecekte üretmek” değil. Teknoloji ve iletişim şirketleri endekste güçlü bir yer tutabilir; fakat endeks aynı zamanda perakende, biyoteknoloji ve başka sektörlerden şirketleri de kapsıyor.
Ayrıca büyük bir şirket, küçük bir şirkete göre endeksin hareketinde daha fazla söz sahibi olabilir. Bu nedenle “Nasdaq uzun vadeli bir varlıktır” demek yerine şu soruyu sormak daha doğru: Endeksin o günkü ağırlığını taşıyan şirketlerin beklenen nakdi ne kadar uzakta ve bu beklentiler faiz hareketiyle birlikte nasıl değişiyor?
Değerleme mekanizması nasıl çalışıyor?
En basit değerleme hesabı şöyledir:
Bugünkü değer = gelecekte beklenen nakit / (1 + iskonto oranı)^yıl
Hisse değerlemesindeki toplam iskonto oranını sadeleştirerek iki parçaya ayırabiliriz:
- Vadeye uygun görece güvenli faiz göstergesi.
- Hisse taşımanın belirsizliği karşılığında istenen ek getiri. Buna özsermaye risk primi denir.
ABD Hazine tahvili faizleri ilk parça için önemli bir referanstır. Ancak her şirketin bütün nakit akışını tek bir 10 yıllık faizle iskonto etmek doğru olmaz. İki yıl sonra beklenen nakit ile on beş yıl sonra beklenen nakdin vadesi aynı değildir. Üstelik şirketin kârı kesin değildir ve yatırımcıların istediği ek risk getirisi sürekli değişir.
“Tahvil daha cazip hâle geldi” cümlesi bu mekanizmayı günlük dille anlatır. Yatırımcı daha düşük riskle daha yüksek getiri elde edebiliyorsa hisse taşımak için de daha yüksek getiri ister. Bu, iskonto oranındaki artışın başka bir ifadesidir. Aynı hareketi hem “iskonto etkisi” hem de ayrı bir “tahvile geçiş etkisi” olarak toplamak, aynı baskıyı iki kez sayabilir.
Gerçek portföy akımları elbette fiyatı etkileyebilir. Fakat bunun ayrı bir kanal olduğunu söylemek için fon akımı, pozisyon veya kurumsal talep verisi gerekir. Yalnızca tahvil faizi yükseldi diye paranın otomatik olarak teknolojiden tahvile geçtiğini varsayamayız.
ABD 10 yıllık tahvil faizi aslında ne anlatıyor?
10 yıllık Hazine tahvil faizi çok izlenir, çünkü Fed’in gecelik politika faizinden daha uzun bir döneme ilişkin piyasa fiyatlaması taşır. Fakat tek bir temiz beklenti göstergesi değildir.
New York Fed’in kullandığı çerçevede uzun vadeli Hazine faizi iki ana parçaya ayrılır:
- Önümüzdeki yıllarda kısa vadeli faizlerin ortalama olarak nerede olacağına ilişkin beklenti.
- Yatırımcının uzun vadeli tahvil taşırken faizlerin beklenmedik biçimde değişmesi riskine karşı istediği vade primi.
Vade primi doğrudan gözlenmez; modelle tahmin edilir. Bu nedenle 10 yıllık faiz yükseldiğinde “piyasa yalnızca Fed faizini daha yüksek bekliyor” demek de doğru değildir. Hareketin bir kısmı enflasyon, tahvil arzı, belirsizlik, likidite veya uzun vadeli risk için istenen ek getiriden gelebilir.
Nominal 10 yıllık faiz ile enflasyona karşı korumalı 10 yıllık Hazine tahvilinin reel faizi arasındaki fark da piyasanın enflasyon telafisi için ne fiyatladığını gösteren pratik bir ölçüdür. Fakat bu fark saf bir enflasyon tahmini değildir; enflasyon ve likidite riskine ilişkin primleri de taşıyabilir.
Kısacası 10 yıllık faiz izlenmesi gereken verilerden biridir, fakat tek başına bir değerleme modeli değildir.
Basit duyarlılık hesabı
Uzak gelecekteki nakdin neden daha hassas olduğunu görmek için tek bir $100 ödeme düşünelim. Beklenen ödeme hiç değişmesin. Toplam iskonto oranı %8’den %9’a, yani 1 yüzde puan veya 100 baz puan yükselsin.
- Ödeme 2 yıl sonra gelirse bugünkü değer $85,73’ten $84,17’ye düşer. Kayıp %1,83’tür.
- Ödeme 5 yıl sonra gelirse bugünkü değer $68,06’dan $64,99’a düşer. Kayıp %4,50’dir.
- Ödeme 10 yıl sonra gelirse bugünkü değer $46,32’den $42,24’e düşer. Kayıp %8,80’dir.
- Ödeme 15 yıl sonra gelirse bugünkü değer $31,52’den $27,45’e düşer. Kayıp %12,91’dir.
Matematik net: Diğer her şey aynı kalırken aynı oran artışı uzak nakdi daha sert etkiler.
Fakat bu bir Nasdaq-100 hedefi değildir. Gerçek bir şirket tek ödeme üretmez. Satışları, marjları, yatırımları, hisse geri alımları, yeni hisse ihracı, vergi yükü ve risk primi aynı anda değişebilir. Hesap yalnızca zamanlama etkisini ayırır.
Araştırmalar neyi gösteriyor, neyi göstermiyor?
Fed’de Ben Bernanke ve Kenneth Kuttner’ın 2004 tarihli çalışması, beklenmeyen 25 baz puanlık bir federal fon faizi indiriminin geniş hisse endekslerinde ortalama yaklaşık %1 yükselişle ilişkili olduğunu buldu. Çalışmada fiyat tepkisinin en büyük bölümü, yatırımcıların hisselerden beklediği ek getirideki değişimle açıklanıyor.
Bu bulgu para politikası sürprizlerinin hisseleri etkileyebildiğini gösterir. Ancak Nasdaq-100’e özgü değildir. Gecelik politika faizindeki beklenmeyen bir karar ile 10 yıllık tahvil faizindeki sıradan bir piyasa hareketi de aynı şey değildir.
Fed’in 2020 tarihli bir çalışma notu, bilgi teknolojisi hisseleriyle Facebook (bugünkü Meta), Amazon, Apple, Netflix ve Google’ı (bugünkü Alphabet) ayrı bir grupta inceliyor. Bu grubun pandemi rallisinde daha güçlü toparlanması, uzak vadeli nakit beklentilerinin önemini gösteriyor. Ancak not, bunun para politikasının rallinin büyük bölümünü açıkladığını veya bu şirketlerin hepsinin aynı faiz hassasiyetine sahip olduğunu kanıtlamadığını özellikle belirtiyor. Dönem COVID şokuna özgüdür ve çalışma Nasdaq-100 için ayrı bir nedensel katsayı üretmez.
2026 tarihli güncel bir akademik çalışma, faiz değişimlerini büyüme, risk ve yalnızca iskonto oranını değiştiren hareketler olarak ayırıyor. Yazarlar, ham faiz hareketleri ile hisse değerlemeleri arasındaki ilişkinin zayıf olduğunu; ilişkinin, büyüme ve risk etkileri ayrıldıktan sonra kalan iskonto hareketinde güçlendiğini buluyor. Bu çalışma henüz çalışma makalesi aşamasında olduğu için sonucu nihai gerçek gibi kullanmamak gerekir. Yine de rehberin temel düzeltmesini destekliyor: Faizin neden değiştiği, faizin yönü kadar önemlidir.
Fed’in Haziran 2026 tarihli başka bir çalışma makalesi de pozitif uzun vadeli büyüme haberinin beklenen temettü büyümesini artırabildiğini ve büyüme şirketlerinin bu nakit akışı haberine daha güçlü tepki verebildiğini gösteriyor. Yüksek faiz ile güçlü büyüme beklentisinin aynı anda görülmesi bu nedenle çelişki değildir.
Faizin neden yükseldiği sonucu nasıl değiştirir?
1. Yatırımcıların daha yüksek getiri talep etmesi
Büyüme ve risk görünümü değişmezken yatırımcı gelecekteki nakit için daha yüksek getiri isterse değerleme baskısı en temiz biçimde ortaya çıkar. Kâr beklentileri sabit kalıyor, faiz hareketinin hisselerden istenen getiriyi yükselttiğine ilişkin kanıt güçleniyor ve değerleme çarpanları düşüyorsa bu açıklama daha olasıdır. Tahvil vade primindeki artış tek başına bu geçişi kanıtlamaz.
2. Daha güçlü büyüme
Ekonomi veya şirket için uzun vadeli büyüme beklentisi iyileştiğinde tahvil faizi yükselebilir. Aynı haber şirketin satış ve kâr tahminlerini de yükseltiyorsa paydaki artış, yüksek iskonto oranını dengeleyebilir. Bu senaryoda faiz ile Nasdaq-100 birlikte yükselebilir.
3. Daha kalıcı enflasyon ve daha sıkı Fed
Enflasyon beklenenden kalıcı görünürse nominal ve reel faizler yükselebilir. Fed’in faizi daha uzun süre yüksek tutacağı beklentisi güçlenebilir. Şirketlerin maliyetleri artarken kâr tahminleri yükselmiyorsa değerleme baskısı daha zor taşınır.
Yine de şirketler aynı değildir. Fiyatlarını kolayca artırabilen bir şirket enflasyonun bir bölümünü müşteriye yansıtabilir. Sabit maliyetleri hızla artan veya talebi zayıflayan başka bir şirket bunu yapamayabilir.
4. Riskten kaçış
Ekonomik veya finansal risk büyüdüğünde yatırımcılar Hazine tahvili alabilir ve tahvil faizi düşebilir. Aynı anda hisselerden istenen ek risk getirisi yükselebilir ve kâr beklentileri gerileyebilir. Bu durumda tahvil faizi düşerken Nasdaq-100 de düşebilir.
Bu dört senaryo aynı şeyi anlatıyor: Tahvil faizi, fiyatın yalnızca bir girdisidir. Nakit akışı ve risk primi diğer iki büyük girdidir.
Faiz şirket finansmanını da etkiler, fakat bu etki aynı gün ortaya çıkmaz
Yüksek faiz şirketlerin yeni borçlanma maliyetini artırabilir. Yatırım, işe alım veya satın alma planları daha pahalı hâle gelebilir. Bu etki özellikle yeni sermayeye sık ihtiyaç duyan şirketlerde önemlidir.
Ancak yüksek tahvil faizi, bütün şirketlerin mevcut faiz giderini aynı gün aynı oranda artırmaz. Fed’in 2023 çalışması, yeni kredi maliyetlerinin politika faizine güçlü biçimde tepki verdiğini; mevcut borcun maliyetinin ise daha yavaş yükseldiğini gösteriyor.
Nedeni borç yapısıdır. Sabit faizli uzun vadeli borç, vadesi gelene kadar eski maliyetini koruyabilir. Değişken faizli kredi daha hızlı yeniden fiyatlanır. Yüksek nakdi olan ve yeni borca ihtiyaç duymayan bir şirket, düşük nakitli ve yakın vadede borç yenilemek zorunda olan bir şirkete göre daha az etkilenebilir.
Meta’nın Mayıs 2026’da ihraç ettiği toplam 25 milyar dolarlık sabit faizli tahviller 2031 ile 2066 arasındaki vadelere yayılıyor. ABD Hazine tahvili faizinin ertesi gün yükselmesi bu borçların kuponunu değiştirmez; baskı yeni ihraçta, değişken faizli borçta veya vade geldiğinde ortaya çıkabilir. Bu örnek Meta hissesinin faiz hassasiyetini ölçmüyor, yalnızca finansman etkisinin neden anlık olmadığını gösteriyor.
Bu nedenle bilanço kontrolünde dört kaleme bakmak gerekir:
- Kasadaki nakit ve kısa vadeli yatırımlar.
- Borcun sabit veya değişken faizli olması.
- Önümüzdeki birkaç yıldaki borç vadeleri.
- Yeni yatırımın içeriden üretilen nakitle mi, yeni borç veya hisse ihracıyla mı finanse edildiği.
Şirket tahvilindeki ek faiz de önemlidir. Kredi farkı, şirket tahvilinin benzer vadeli Hazine tahviline göre sunduğu ek getiridir. Hazine faizi ve kredi farkı birlikte yükseliyorsa yeni borçlanma baskısı daha geniş olabilir. Hazine faizi yükselirken kredi farkı daralıyorsa ekonomik görünümün güçlendiği bir senaryo da mümkün olabilir.
Normal ilişki neden bozulur?
Birinci neden kâr beklentisidir. Çok güçlü bir bilanço, yeni ürün veya verimlilik artışı beklenen nakdi yükselterek faiz baskısını aşabilir.
İkinci neden risk primidir. Yatırımcıların hisseden istediği ek getiri düşerse Hazine faizi yükselirken toplam iskonto oranı daha az artabilir. Risk primi yükselirse tahvil faizi düşse bile hisse fiyatı gerileyebilir.
Üçüncü neden endeks yapısıdır. Nasdaq-100 değiştirilmiş piyasa değeri ağırlıklıdır. Büyük bir şirketin sürprizi, daha küçük onlarca şirketteki ortak faiz etkisinden daha güçlü olabilir.
Dördüncü neden şirketlerin aynı olmamasıdır. Bugün yüksek serbest nakit üreten, borç ihtiyacı düşük bir platform ile kâra ulaşmak için yıllarca yatırım yapmak zorunda olan bir şirketi yalnızca “teknoloji” etiketiyle aynı faiz sepetine koymak yanlış olur.
Beşinci neden zaman ufkudur. Aynı gün içindeki fiyat tepkisi, bir yıllık değerleme değişimi veya bir şirketin borç maliyetine birkaç yılda geçen etki aynı soru değildir.
Tahvil faizi yükselirken sorulacak altı soru
Tahvil faizi hareket ederken Nasdaq-100’ü okumak için şu sırayı kullan:
1. Hangi endeksten söz ediyoruz?
Nasdaq-100 ile Nasdaq Composite’i karıştırma. Bu rehber Nasdaq-100’ü ve onun değiştirilmiş piyasa değeri ağırlığını ele alıyor.
2. 10 yıllık faizin hangi parçası değişti?
Nominal faiz, reel faiz, piyasanın enflasyon telafisi göstergesi ve tahmini vade primini birlikte incele. Tek bir gösterge kusursuz değildir; birlikte hareketleri nedeni daraltır.
3. Kâr beklentileri ne yapıyor?
Analistlerin satış, marj, serbest nakit ve hisse başına kâr tahminleri yükseliyor mu? Faiz artarken kâr tahminleri de güçlü biçimde yükseliyorsa nakit akışı kanalı değerleme baskısını dengeleyebilir.
4. Hisseden istenen ek risk getirisi değişiyor mu?
Piyasa oynaklığı, kredi farkları ve genel değerleme çarpanları risk algısı hakkında ipucu verir. Bunların hiçbiri tek başına özsermaye risk primini ölçmez; fakat baskının yalnızca Hazine tahvilinden gelip gelmediğini anlamaya yardım eder.
5. Şirketin nakdi ne kadar uzakta?
Bugün nakit üreten şirket ile değeri on yıl sonraki büyüme tahminine dayanan şirket aynı hassasiyete sahip değildir. Yüksek çarpan tek başına süre ölçüsü değildir, fakat beklentinin ne kadarının uzak geleceğe dayandığını sorgulamak için başlangıç noktasıdır.
6. Finansman ne zaman yeniden fiyatlanacak?
Yeni borçlanma maliyeti, mevcut faiz gideri, borç vadesi ve nakit rezervini ayır. Kredi farkı da yükseliyorsa risk yalnızca teorik değerleme baskısından ibaret olmayabilir.
Sonucu ne değiştirir?
Nasdaq-100 şirketlerinin güncel ağırlıkları ile şirket bazında beklenen nakit akışı sürelerini birleştiren güvenilir bir veri seti, endeksin faize karşı gerçek hassasiyetini daha kesin ölçmemizi sağlar. Büyüme, enflasyon, vade primi ve risk şoklarını ayıran Nasdaq-100’e özgü bir çalışma da mevcut sonucu güçlendirebilir veya daraltabilir.
Şimdilik böyle bir katsayı yok. Bu nedenle rehber “10 yıllık faiz 100 baz puan yükselirse Nasdaq-100 şu kadar düşer” sonucu üretmiyor.
Bundan sonra ne izlenmeli?
En kullanışlı gösterge seti şudur:
- ABD 10 yıllık nominal Hazine tahvil faizi.
- 10 yıllık enflasyona karşı korumalı Hazine tahvilinin reel faizi.
- Nominal ve reel faiz arasındaki enflasyon telafisi farkı.
- New York Fed’in tahmini 10 yıllık vade primi.
- Nasdaq-100’ün büyük şirketlerinde satış, marj ve serbest nakit akışı tahminleri.
- Yatırım yapılabilir ve yüksek getirili şirket tahvillerinin Hazine tahvillerine göre ek faizi.
- Şirketlerin borç vadeleri, değişken faizli borcu ve net nakit konumu.
Bu göstergeler birlikte şu ayrımı kurar:
- Faiz yükseliyor, kâr tahminleri değişmiyor ve değerleme çarpanları düşüyorsa iskonto baskısı öne çıkar.
- Faiz ile kâr tahminleri birlikte yükseliyor, kredi farkları sakin kalıyorsa daha güçlü büyüme açıklaması güçlenir.
- Hazine faizi ve kredi farkları yükseliyor, kâr tahminleri düşüyorsa finansman ve ekonomik risk daha geniştir.
- Tahvil faizi düşerken kâr tahminleri ve hisseler de düşüyorsa piyasa resesyon veya risk şoku fiyatlıyor olabilir.
Sonuç
Tahvil faizi Nasdaq-100’ü tek başına hareket ettirmez. Faiz, gelecekteki nakdi bugüne çevirirken kullanılan toplam getirinin bir parçasını etkiler. Beklenen kârlar, özsermaye risk primi, borç yapısı ve endeks ağırlıkları sonucu birlikte belirler.
Bu, tahvil faizinin önemsiz olduğu anlamına değil; hareketin nedenini ayırmadan yön tahmini yapmanın eksik olduğu anlamına geliyor.
Faiz artışı büyüme ve risk haberinden bağımsız bir iskonto baskısı yaratıyor, kâr beklentileri de bunu karşılamıyorsa uzak vadeli nakde dayanan hisseler daha hassas olur. Ancak güçlü büyüme haberi, düşen risk primi veya çok iyi bir bilanço aynı faiz hareketinin sonucunu tersine çevirebilir.
Doğru soru “Faiz yükseldi mi?” değildir. Doğru soru şudur: “Faizin hangi parçası yükseldi, şirketlerin beklenen nakdi nasıl değişti ve yatırımcı bu nakit için şimdi ne kadar ek getiri istiyor?”
Yöntem ve sınırlamalar
Bu rehber Nasdaq’ın 2026 endeks metodolojisini, New York Fed’in vade primi çerçevesini, Fed ve ECB araştırmalarını, Meta’nın SEC’ye sunduğu Mayıs 2026 tarihli borçlanma belgesini, FINRA’nın kredi farkı tanımını ve Temmuz 2026 tarihli bir akademik çalışma makalesini karşılaştırdı. Kaynaklar 26 Temmuz 2026 saat 15:40 TSİ itibarıyla kontrol edildi.
Bu rehberdeki duyarlılık rakamlarını hesapladım. Tek bir $100 nakit akışını yıllık bileşik %8 ve %9 toplam iskonto oranlarıyla karşılaştırır. Hesap şirket kârının, risk priminin ve borç maliyetinin değişmediğini varsayar. Bu nedenle gerçek bir şirket veya Nasdaq-100 için fiyat hedefi değildir.
Rehberde “Nasdaq” Nasdaq-100 anlamında kullanıldı. Nasdaq Composite için ayrı bir bileşim ve ağırlık analizi gerekir. Güncel resmi şirket ağırlıkları, şirket bazında nakit akışı süresi, analist tahminleri veya özel borç vadesi veri seti kullanılmadı. İncelenen araştırmalar Nasdaq-100 için tek ve istikrarlı bir nedensel faiz katsayısı vermiyor.
Gormsen ve Lazarus çalışması güncel ve doğrudan ilgili, fakat henüz çalışma makalesidir. Fed ve ECB araştırmaları da yazarlarının analizini yansıtır; kurumların resmi politika görüşü olarak okunmamalıdır.
Kaynaklar ve ileri okuma
- Nasdaq, Nasdaq-100 Index Methodology
- New York Fed, Treasury Term Premia
- Fed, TIPS Yield Curve and Inflation Compensation
- Fed, The Response of Equity Yields to a Long-Run Shock
- Fed, Monetary Policy Tightening and Debt Servicing Costs of Nonfinancial Companies
- Meta Platforms, May 2026 Senior Notes 8-K
- Fed, The Stock Market–Real Economy “Disconnect”: A Closer Look
- Fed, What Explains the Stock Market's Reaction to Federal Reserve Policy?
- ECB, The Macroeconomic Impact of News About Policy and News About the Economy in ECB Announcements
- FINRA, Spread the Word: What You Need to Know About Bond Spreads
- Gormsen ve Lazarus, Interest Rates and Equity Valuations
Yatırım tavsiyesi değildir; araştırma ve eğitim amaçlıdır.





